KULLANDIĞI ÇALGILAR

Kabak Kemane

Kabak kemane; Türkiye’de Geleneksel Türk Halk Müziği’nin icrasında kullanılan yaylı bir çalgıdır. İletişim araçlarının gelişmediği eski dönemlerde, daha çok “Teke Yöresi” olarak bilinen Burdur, Isparta, Antalya ve Muğla bölgelerinin yerel müziğinde kullanılan kabak kemane, günümüzde ise Türkiye’de hemen hemen her bölgede bilinen ve her yörenin türkülerinin icrasında kullanılan bir çalgı haline gelmiştir.

Kabak kemanenin yerelden çıkıp, Türkiye’nin diğer bölgelerinde tanınmasında, kuşkusuz TRT radyolarının çok büyük bir etkisi vardır. TRT’den hemen hemen bütün Türkiye’ye ulaşan bu ses doğrultusunda, kabak kemane bütün yurtta tanınmıştır. Kabak kemane 1960’lı yıllarda, tıpkı yerelde olduğu gibi, TRT’de de daha çok “Teke Yöresi” olarak bilinen bölgenin türkülerinin icrasında solo olarak kullanılırken, zamanla diğer bölgelerin türkülerinde de kullanılmaya başlamıştır. Bu noktada, kabak kemanenin özellikle 1960’lı yıllar öncesinde, daha çok Türkiye’nin güney ve batı bölgelerine yerleşmiş olan Yörükler tarafından çalınan bir çalgı olduğu söylenebilir. Bunun nedeni ise, atlı-göçebe kültürünün yaylı çalgılara olan etkisi olup, yakın zamanlara kadar yaşantılarında atlı-göçebe kültürünü korumuş olan Yörükler bu çalgıyı daha etkin kullanmıştır.

Kabak kemane adı verilen çalgının adlandırılmasında, çalgının yapımında kullanılan malzeme olan su kabağının etkisi vardır. Çalgının yapımına su kabağının kullanılmaya başlanması ile birlikte “kabak” ifadesi çalgının isminin bir parçası olarak kullanılmaya başlanmıştır. Üzerinde durulması gereken diğer bir nokta da, “kemane” ifadesinin, bu çalgıyı ifade etmek için neden kullanıldığıdır. Kemane, Farsça bir kelime olup, anlam itibariyle; “keman” veya “kemençe” yayı demektir. “Kaman” kelimesi Azerbaycan’da “yay” anlamında kullanılmakta olup, “kamança” kelimesi Farsça Lügat’te “küçük çıkrıkçı yayı” anlamındadır. Hatta bütün dünyada “violin” olarak bilinen çalgının, ülkemizde “keman” olarak bilinmesinin nedenin de “yay”ın Farsça “keman” olarak adlandırılmasından kaynaklandığı düşünülebilir. İşte bu nedenlerden dolayı, Türkiye sahasında üretilen ve özellikle Yörükler arasında yaygın olarak kullanılan bu müzik aletine de onun yay ile çalındığını belirtmek için “kemane” kelimesi eklenerek, “kabak kemane” şeklinde ifade edilmiştir.

Bilindiği gibi, kabak kemanenin atası olarak kabul edilen çalgı “ıklığ”dır. Iklığ, iki telli yaylı bir çalgı olup, ilk şekli Orta Asya’da yapılmıştır. Türkiye sahası kaynaklarda, ıklığın şekli ve yapısal özellikleri hakkında ilk bilgilere, Rauf Yekta’nın “Türk Musikisi” adlı eserinden ulaşılabilmektedir.

 (Rauf Yekta’nın “Türk Musikisi” adlı eserinde “Iklığ”ın tasvir edildiği resim)

Rauf Yekta’nın ise bu bilgilere, 14. yüzyılın müzik araştırmacılarından olan Bursalı Ahmedoğlu Şükrullah’ın eserinden ulaştığı ve Fransızca çevirerek bu bilgilere “Türk Musikisi” adlı eserinde yer verdiği bilinmektedir. Ahmedoğlu Şükrullah’ın ise bu eseri, “Kenz’üt-Tuhaf” adlı yazarı ve yöresi belli olmayan kitabın çalgılarla ilgili olan bölümünü Türkçe’ye çevirerek oluşturduğu düşünülmektedir.

(Kabak Kemane)

Kabak kemane, 1955´li yıllarda üç telliyken, daha sonraları dördüncü tel eklenerek bugünkü halini almıştır. 1995 yılında kabak kemane yapımcısı Halil Çelik tarafından kabak kemaneye beşinci telin eklenmesi ile birlikte beş telli kabak kemaneler de Türkiye’de kullanılmaya başlanmıştır.

Kabak kemane, iki oktav ses genişliğine sahiptir. Ancak, çalgının icra kapasitesinin artmasıyla birlikte, zaman zaman iki buçuk oktav, hatta üç oktava kadar çalgının kullanılabilmesi mümkündür. Kabak kemanenin ses genişliği ise porte de şu şekildedir:

Kabak kemane için notalar sol anahtarı ile yazılır ve yazılışından bir ton veya bir buçuk ton yukarıdan seslendirilir. Çalgının dört teli porte üzerinde “Re”, “La”, “Re”, “La” şeklinde yazılırken, “Mi (E)”, “Si (B)”, “Mi (E)”, “Si (B)” veya “Fa (F)”, “Do (C)”, “Fa (F)”, “Do (C)” şeklinde akortlanır ve seslendirilir.

Kabak kemanede bu akort şeklinin yapılabilmesi için, genel olarak bağlama teli kullanılmaktadır. En ince “Re teli” için (0.20 numaralı tel), “La teli” için(0.30 numaralı tel), “Re teli” için (Taşlanmış ince sırma) ve “La teli” için (Taşlanmış kalın sırma) telleri kullanılmaktadır. Zaman zaman daha tiz bir sese akort çekilmek istendiğinde, en ince “Re teline” (0.18), “La teline” ise (0.25) numaralı teller de takılır.

Kabak kemanenin sesi, dinleyenler tarafından içli ve duygusal bulunur. Duygulu sesi ile insan sesine de benzer bir özellik taşır. Özellikle floje olarak bilinen, yayın tellere daha hafif temas ettirilmesiyle elde edilen ses, dinleyenlerin her zaman dikkatini çekmiştir. Bu noktada, kabak kemane yapımcısı Halil Çelik, kabak kemanenin yapımında “yürek zarı” kullanılmasından dolayı çalgının sesinin “yürekten geldiğini” belirtmektedir.

Kabak kemane, Orta Asya’dan başlayan yolculuğuna, Türkiye’de devam etmektedir. Yerel bir çalgı iken, bugün ulusal bir çalgı haline gelen kabak kemane, TRT Türk Halk Müziği Korolarında, Kültür Bakanlığı topluluklarında, amatör ve profesyonel Türk halk müziği korolarında, yapılan Türk halk müziği albümlerinde vazgeçilmez bir çalgı haline gelmiştir. En önemlisi de, Türk Müziği Konservatuarlarında birçok genç öğrenci tarafından çok tercih edilen bir çalgı haline gelmesi ve bu öğrencilerin kabak kemane eğitimi almaya başlamalarıdır. Bu çalgının evrensel kullanımda bir Türk çalgısı haline gelmesi ise, yapılacak çalışma ve üretimler sayesinde mümkün olacaktır.

Diğer taraftan, kabak kemanenin bu yolculuğuna devam edebilmesi, onu yaratan ustaların varlığına ve onların üretimlerine bağlıdır. Bir çalgının yapımcısı ve icracısı birbirinden ayrı düşünülemez. Bu bağlamda, tarihte görüldüğü gibi, icracıların çalım gücünün artması çalgıların da gelişmesi demektir. Bu gelişme, olumlu bir gelişme olmalıdır. Bu gelişmenin sürdürülebilir olması için, başta Ege Üniversitesi Türk Müziği Konservatuarı, Çalgı Yapım Bölümü olmak üzere, çeşitli konservatuarlarda kabak kemane yapım teknikleri akademik olarak, öğrencilere öğretilmektedir.

Kabak kemane´nin tarihçesi, yapımı ve icrasıyla ilgili daha fazla bilgiye, Özgür ÇELİK´in "Türk Dünyası´nda Üç Yaylı Çalgı; Kılkobız, Kamança ve Kabak Kemane" adlı kitabından ulaşabilirsiniz.

Tarbağ

Halil Çelik’in 1997 yılında Uşak’ta yaptığı ve Tarbağ adını verdiği çalgı, iki büyük su kabağının birleştirilmesiyle, bir tarafı tahta kapaklı (gürgen ağacı), diğer tarafı da deri kapaklı (oğlak derisi) olarak yapılmıştır. Usta, bu çalgıda oğlak derisi kullanmasının nedeninin, bu büyüklükte dana kalbi zarının bulunamayışından dolayı olduğunu belirtmiştir. Mızrap ile çalınan bu çalgı, bağlama gibi yedi telli olup, Halil Çelik tarafından, her tel grubunun altına bir oktav yukarıdan dem sesi vermesi için sapın altından üç adet tel daha ilave edilerek farklı bir özellik kazanmış ve özellikle bağlama icracıları tarafından beğeni toplamıştır.

 

 

Cüudi

Cüudi, ikişerli beş sıra telleri olan toplam 10 telli bir çalgı olup, su kabağından yapılmış, mızraplı bir çalgıdır. Üzerine yürek zarı gerili olan çalgı, tıpkı gitar gibi akor basmaya uygun olmasının yanında, aynı zamanda solo olarak icraya da oldukça müsaittir. Dinleyenler tarafından oldukça beğenilen Cüudi, özellikle bağlama, ud ve cümbüş gibi çalgıların icracıları tarafından rahatlıkla icra edilebilir.

Basname

Basname, büyük bir su kabağı kullanılarak yapılmış ve kabak kemanenin bir oktav altında bir ses genişliğine sahip olabilmesi için çello telleri kullanılmıştır. Katlanabilir ayaklığı ile çello gibi yere dayanarak icra edilen Basname, kabak kemane gibi deri kapaklı olup, bu çalgının üzerine ise oğlak derisi gerilmiştir. Bunun nedeni ise bu büyüklükte dana kalbi zarının bulunamayışıdır. İki eşik arası, kabak kemanede olduğu gibi, 32-33 cm. olan bu çalgı, her kabak kemane icracısı tarafından rahatlıkla kullanılabilme özelliği açısından dikkat çekicidir. Halil Çelik 1998 yılında yaptığı bu çalgı ile, Türk halk müziği çalgıları içerisinde bas ses ihtiyacını karşılamayı düşündüğünü belirtmiştir.